Globus, Foto: pixabay.com

Dünyada Avusturya 

Avusturya Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir ve böylelikle uluslararası devlet dünyasının bir parçasıdır (bkz. Devlet Yapısı). Çoğu soru ve problemler devletler arası çözülebilir. Hiçbir devlet sadece kendisi için yaşayamaz. Örneğin yol, tren yada uçak havayollarının yapılanmasını ele alalırsak, bu gibi sorulara devletler işbirliğine evet dendiği takdirde iyi yanıt bulunabilmektedir. Aynı anda zamanın büyük sorularına beraber sonuç aramayalız: iklim değişikliği, dünya kaynaklarının sınırlı olduğu gerçeği, göç ve migrasyon, savaş ve uluslararası terör. Devletler arası işbirliğinin güncelliğinin sebeblerinden birisi, 1970li yıllardan bugüne kadar sorulan bir sorudur: ‘ evrensel işbirliğini belirleyen faktörlerden en önemlisi sadece ekonomik avantaj mıdır?’ Büyük şirketlerin etkisi yada toplumsal sorumluluğa katkıyı azaltan minimal vergi ödemeleri buna benzer sorulardır. İşbirliğini belirleyen sorulardan birini ekonomik yada askeri gücün yada hukuki kuralların dünyayı şekillendirmesi oluşturmaktadır.  

Birleşmiş Devletler 

Devletler tarihinde her zaman ittifaklar kurulmuştur. Barış anlaşmaları imzalanmış, ticaret ve gümrük anlaşmaları ve savaş esnasında destek sözü verilmiştir. Avrupa’da 17inci ve 18inci yüzyılda süren son derece gaddar savaşlardan sonra insanoğlu barışın nasıl sürekli korunabileceğini düşünmeye başlamışdır. Meşhur filozof İmmanuel Kant ‚ Ebedi Barış‘ adlı denemesinde toplumsal bir barışın sağlanmasında devletlerin öneminin altını çizmektedir. Fakat yinede seneler sonra, Birinci Dünya Savaş’ının sonunda ( 1914- 1918) ilk defa dünyevi bir barışın sağlanması için bir organizasyon kurulmuştur: Völkerbund adı verilen Milletler Cemiyeti. Zamanın birçok devleti (mesela ABD, Rusya ve Deutsches Reich gibi) böyle bir kuruluşa  üye olmaya hazır değildiler. Sonuçta 1930’lu yılların çatışmalarından İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar bu Milletler Cemiyeti’nin önemli bir etkisi olmuştur.   

İkinci Dünya Savaşı sonunda yeni bir başlangıç denenmiş ve UNO (Birleşmiş Milletler) kurulmuştur. Başlangıçtan beri Birlemiş Millet’lere sayısal önemli ve yetkisi yüksek devletler üye olmuştur. Amaç dünyevi barışı korumak ve uluslararası güvenceyi sağlamaktır. Tabiiki amaçlar arasında uluslararası iyi ilişkiler, işbirliği, küresel sorulara çözüm bulabilmek ve insan haklarını korumakta vardır. Çoğu hedeflere yavaşca ve geri adımlar atarak ulaşılabilmektedir, fakat şu unutulmamalıdır ki, UNO demek 60 yıldan fazla sayısal ulusların beraber bir masada oturup, zor dünyevi sorunlarda işbirliğinde çözümler bulması demektir.  

Avusturya Cumhuriyeti 1955 yılında bağımsızlığını elde ettikten sonra UNO üyesi olmuştur (bkz. Özgürlük ). 1950’li yıllardan beri UNO’nun bazı organizasyon bölümleri Viyana’da istikamet etmektedir. 1980 yılından bu yana Viyana Birleşmiş Millet’lerin dört ana merkezlerinden biridir. 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirge‘si imzalanmıştır. Bu bildirgede dünyaca geçerli temel insan hakları belirlenmiştir. Sayısal çatışmalarda, zulüm ve diktatörlüklerde, milyonlarca insanın acı çektiği zamanlarda dünyaca geçerli, sayısal devletin imzaladığı bir belgedir bu. Ama şunun altını çizmeliyiz ki: bu bir bildirge ve belgedir, kanun değildir. Birleşmiş Millet’lerin kanunlarını yürüteceği ve cıkaracağı mahkemesi yoktur.  

Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 

Birinci ve İkinci Dünya Savaş’ı Avrupa sınırları arasında son bulmuştur. Tüm Avrupa savaşın sonuçlarından feci halde etkilenmiştir. 1945 yılında Avrupa’nın bölüneceği kararı alınmıştır: kıtanın batı, kuzey ve merkezinde büyük bir devlet birleşimi ( güneyde İtalya dahil) demokratik sisteme karar hakkı almıştır. Romanya, Bulgaristan ve Çekoslavakya gibi, doğu ve güney doğudaki Avrupa ülkeleri Rusya’nın etkisi altında kalmışlardır. Portekiz Cumhuriyeti ve İspanya gibi ülkelerde ise 1930’lı yıllardan beri varolan diktatörlükler halen ayakta durabilmiştir.  

Demokratik devletlerde yeni siyasi yollar aranmaya başlanmaktadır.  Amaç gelecekte demokrasi, özgürlük ve insan haklarını korumak, savaşları önlemek, Avrupa’nın ekonomisini ve kültürel hayatını yeniden kurmaktır. Bu amaçla 1949 yılında merkezinin Fransa şehri Strasbourg’da olan Avrupa Konseyi kurulmuştur. Bu konsey Avrupa’da devletler arası işbirliğini güçlendirme amacıyla kurulmuştur. Avusturya Cumhuriyeti 1956 yılında konsey üyesi olmuştur ve bugün 47 ülke Avrupa Konsey’ine üyedir.  

Avrupa Konseyi’nin en önemli adımlarından birisi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin imzalanmasıdır. İmza atan her devlet, sözleşmede konu olan insan haklarını ülkelerinde uygulamaya çaba göstereceklerine söz vermektedir. İnsan hakları arasında şu haklar bulunmaktadır: yaşamak, özgürlük, kişi güvenliği, fikir, vicdan, dini özgürlük, her insanın hukuksal insan olarak tanınması ve her insanın özel aile hayatı hakkına sahip olmasıdır.   

Bu haklar Avusturya Cumhuriyet’inde Anayasa’nın bir parçası olmuştur ve büyük geçerlilik taşımaktadır. Genel İnsan Hakları Bildirgesi’ne nazaran bu haklar hukuki yoldan uygulanabilirler.  

Strasbourg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Konseyi üyesi olan her ülkenin vatandaşlarına açık bulunmaktadır. İnsan Hakları Mahkemesi üye olan ülkelerin hukuk ve idare kanallarının insan hakları sözleşmesine karşı gelip gelmediğine karar vermektedir. Avrupa kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları büyük bir önem taşımaktadır.  

Avrupa Birliği 

İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu hakların Avrupa sınırlarında bir mahkeme tarafından korunması çok önemli bir adımdır ve daha atılmadan sadece bir iki yıl önce imkansız gözükmüştür. Fakat barışın üzün vadeli olabilmesi için ve uluslararası işbirliğini pekinleştirmek için demokrasiye, hukuk devletine, sosyal güvenliğine ve ekonomik işbirliğine ihtiyaç duyulmaktaydı.  Böyle bir büyük adım için sayısal küçük adıma ve çok zamana gerek olduğunun farkındaydı imza atan devletler.  

Avrupa Konseyi’nin kuruluşundan bir yıl sonra, 1950 yılında, zamanın fransa dış işleri bakanı Robert Schuman, alman ve fransız kömür ve çelik endüstrisinin ortak bir yetki bürosu tarafından yönetilmesini önermiştir. 1950’den bir kaç yıl önce bu teklif için gülenler olmuştur: ‚ senelerdir karşılıklı savaş süren ve güçlü bir endüstri ve silah üretimi için neden ortak bir kuruma ihtiyaç vardır?‘ diye sormuşlardır. İkinci Dünya Savaş’ının sonunda Avrupa’da barış sadece ve sadece ekonomik ve siyasi işbirliği sayesinde garanti altına alınabilmiştir. Belçika, İtalya, Luxemburg ve Hollanda bu yürüyüşe katılanlar arasında bulunan ülkeler olmuştur. 1951 yılında Almanya ve Fransa’yla beraber Avrupa Kömür ve Çelik Birliğini kurmuşlardır.  

Dört Temel Özgürlük 

Bu yeni organizasyon geçerliliğini korumuştur. Bu organizasyonun üyeleri 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kurmaya karar vermişlerdir. Bu topluluk arasında dört önemli temel özgürlük bulunmaktadır: 

Ürün ticareti özgürlüğü üye devletler arasında sınırsız ticaret imkanını yaratır.   

Üye ülkelerin vatandaşları üye ülkelerinde iş ve oturum özgürlüğüne sahiptir.  

Hizmet özgürlüğü şirketlerin hangi ülkede kurulmuş olursa olsun hizmetlerini diğer üye ülkelerinde sunma hakkını garanti altına almaktadır.  

Sermayenin ve ödemelerin serbest dolaşım özgürlüğü, tüm üye devletler arasında para ve menkul kıymetlerin de serbestçe alınıp gönderilebilmesini sağlar. 

Bu topluluğun merkezini ekonomik piyaasa oluşturmaktadır. Bu gerçeğin temelinde ekonomi ve endüstrinin artık savaş çıkarmak için sebep yaratmamaları vardır. Ekonomi ve endüstri artık barışsal bir beraberliğin ve Avrupa toplumunun hayat şartlarını yükseltme çabasının temelini oluşturmalıdır artık.  

Piyasa herşeyi kontrol edemez 

Böyle bir anlaşmayı imzalayan şahısların da bildiği gibi ‚piyasa herşeyi halleder‘ diye bir felsefe temeli olamazdı işbirliğinin. İşcinin hakkını korumak amacıyla birçok önlem alınmıştır, bunlardan birisi iş ve ekonomik ortamda kadın ve erkeğe, farklı ülke vatandaşlarına eşit davranılması gerçeğidir ( bkz. Eşitlilik).  

Avurpa Birliği’nin gittiği bu yol üye olmayan ülkeler tarafından ilgiyle takip edilmiştir. 1957 yılındaki 6 üye ülkeden bugün 28 üye ülke oluşmuştur. Avusturya Cumhuriyeti ülke içi uzun tartışmalar sonucu 1995 yılında üye olmuştur. İspanya, Polonya, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri demokratik sisteme geçtikten sonra üye olmuşlardır. Bu AB üyeliğinin sadece ekonomik önem taşımadığını göstermektedir. Üyelik Avrupadaki demokrasi ve hukuk devleti gücünün yükselmesini ön planda tutmaktadır. Avrupa Birliği hukuki bir birliği oluşturmaktadır.   

Zaman akışında üye ülkeler eğitim ve kültür, yol ve tren yolları, doğa koruması gibi alanların yanısıra başka alanlarda da ortak paylaşıma karar verir. Dış işleri siyasetinde, polis ve güven, hukuki alanda da beraber karar vermeye başlanılmıştır. Bu adımların sonunda 1993  yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan Avrupa Birliği (AB) oluşturulmuştur. 

Kararları sadece ‚Brüksel‘ değil hep beraber veriyoruz! 

Avrupa Birliği’nin özelliklerinden biri ortak kararların yanısıra AB’nin ortak kuruluşlara sahip olmasıdır. Bu kuruluşlardan biri idare ve idari kararların verildiği Avrupa Komisyonu‘dur. Yeni konular ve programlar üretmek ve ortak kararlar hazırlamak bu komisyonun görevleri arasındadır. Bakanlar Konseyinde her ülkeden yetkili bulunmaktadır. Bu konseyde Avrupa Birliği için geçerli kararnameler alınır, fakat bu Bakanlar Konseyi kararları yalnız vermez, genelde Avrupa Parlamentosu’nun yetkisine ihtiyacı vardır. Parlamento yetkilileri her ülkeden seçilir. Avusturya Cumhuriyeti’nden 18 vekil seçilmiştir. Bu vekiller avrupayla alakalı konularda Avusturya Cumhuriyeti parlamentolarında konuşma hakkına sahiptirler. Bunun yanısıra Avrupa Mahkemesi olan Adalet Divanı bulunmaktadır.  Bu divanda sadece üyeler arası konular değil, AB kuruluşlarının konularıda tartışılır. AB üyesi vatandaşları avrupayla alakalı hukuki her soruda  bu divana başvurabilirler. Üye ülkelerin mahkemeleri avrupa alakalı sorularda Adalet Divanı’ndan yardım isteyebilirler.  

AB sınırlarında çoğu kuruluşlar bir devlet gibi kurulmuşlardır, fakat Avrupa Birliği bir devlet değildir. AB üye ülkelerine hüküm vermemektedir. AB’de verilen tüm kararlar üye birliği sayesinde Bakanlar Konseyi’nde ve Avrupa Parlamentosu’nda verilmektedir. Avrupa Birliği’nde neyin yasal olduğu bellidir ve hangi üye ülkenin neden sorumlu olduğu bilinir. Üye sayısının yükselmesinden dolayı farklı ilgiler de artmaktadır ve ortak bir karar bulmanın zaman süresi gitgide artar.  

Sadece başarı mı sayılır? 

Başlangıçtan beri yönetim görevlileri AB’yi etkilemişlerdir. Üye ülkelerder bu konu hakkında fazla tartışılmamıştır. Genelde varolan ana fikir şöyleydi zamanında: yaptıklarımızdan her ülke faydalanabiliyorsa eğer ve hiçkimse şikayette bulunmuyorsa, herşey yolundadır. Bu fikir benzerliği sayesinde yönetim görevlileri kendi devletlerinde yalnız veremedikleri önemli kararları diğer ülkelerle ortakça verebiliyorlardı. Diğer bir tarafta, zor karar aşamalarında, yada kendi ülkelerinde kritize edildikleri takdirde, suçu ‚Brüksel’e yani AB’ye ‚ atabiliyorlardı.  

AB’nin ortakça verdiği çoğu karar AB vatandaşları için çoktan ‚normal‘ sayılmaktadır. Senelerdir süren barışın yanısıra, günlük işlemleri oluşturmaktadır bazı sorular: vize, ticaret özgürlüğü, Avrupa içinde banka işlemleri, tüketici korunması ve eğitim imkanları gibi. Tüm bu özgürlükleri kimse varsaymak istemiyor. Buna nazaran 1990lı yıllardan beri çoğu AB vatandaşı arasında git gite AB karşıtları çoğalmaktadır.  

Sebeblerden birisinin AB yönetimlerinin uzun süre AB vatandaşlarını kararlara dahil etmeden siyaset yapmasıdır. Vatandaşlar yıllar boyunca AB kuruluşunun faydalarını görmelerine rağman Avrupa’ya aktiv entegre olmamışlardır. Git gite AB’de demokrasi eksikliği söz konusudur. Bundan dolayı çoğu prosedüler yenilenmiş ve komisyonun girişimciliği sayesinde vatandaşlar imkanlar ve kararlar hakkında bilgilendiriliyor, prosedürlere katkıda bulunmaya başlıyorlardır. Birlik ülke parlamentoları artık avrupa soruları ve kararlarında çok daha etkili bir rol oynamaktadırlar. Ama yinede çoğu insan için Avrupa kavramı uzak, kavranması zor ve hayat dışı kalmaktadır. 

Barışın garantisi – Tolerans, başkalarına karşı saygı  

AB’nin özelliklerinden birisi, topluluk içerisinde uzun ortak bir tarihe sahip olan devletler ve ulusların olmasıdır. Paylaşılan ne kadar ortak nokta olsada, dil, kültür, siyasi, eğitim ve dini konular gibi farklılıklar da bulunmaktadır. Bu farklılığı kabul etmenin yolu tolerans ve karşılıklı saygıdan geçmektedir.   

Uzun yıllar boyunca AB’nin gelişimini refahın gelişimi belirlemekteydi. Bu son yıllarda değişmektedir. Güncel gelişimlerde ekonomik değişimler ve çoğu ülkenin yaşamakta olduğu borç ve göçmen sorunları ön plandadır. AB’nın sınır ülkelerinin çoğunda siyasi durum endişe verici haldedir ve hatta savaş bile vardır. Çoğu vatandaş Avrupa Birliği olmasa acaba durum daha iyimi olur diye sormaya başlamıştır. AB de ve çoğu üye ülkelerinde siyasi partilerde ‚bizim devletimiz‘ terimleri boy göstermektedir. Böylelikle Avrupa Birleşim‘in onaylanması ve hukuki birlik soru işaretleri altında bırakılmaktadır. Zamanın getirdiği sorulara üye ülkelerin kendince nasıl yanıt bulabilecekleri halen açıktır.  

Avrupa’da uzun süreli barış, devletlerin ortak bir hukuki topluluk kurması ve beraber çalışması sayesinde kurulmuştur. Avrupa ülkeleri sorunlarının çözümünde güncel durumda birbirlerine bağlıdırlar. Bu hatta AB üyesi olmayan devletler içinde geçerlidir. Üye olmayan ülkeler zaman akışı içinde AB’yle sayısal anlaşmalar imzalamışdır. Diğer üye ülkelerine nazaran bu ülkeler karar hakkına sahip değildirler ve AB’de verilen kararları çoğu zaman kabul etmek zorundadırlar üye olmayan sayısal ülkeler.